* Öncelikle sizi ve şirketinizi biraz tanıyabilir miyiz? Cihad Aydın kimdir, iş hayatına nasıl adım attınız? Şirketinizin kuruluş hikâyesinden bahseder misiniz?
Ben iş hayatına üretimin içerisinde yetişerek başlamış biriyim. Ticaret ve sanayi, uzun yıllar boyunca iş disiplinimizi, karar alma reflekslerimizi ve yatırım anlayışımızı şekillendiren temel alanlar oldu. Bu süreç bize yalnızca iş yapmayı değil; planlama, sürdürülebilirlik ve uzun vadeli değer oluşturmanın önemini de öğretti.
Aydın Yatırım Grup'un temelleri de aslında bu üretim kültürüne dayanıyor. Yıllar boyunca sanayi ve ticaret alanında edindiğimiz tecrübeyi, 2016 yılında gayrimenkul geliştirme sektörüne taşıma kararı aldık. Ancak bizim için gayrimenkul hiçbir zaman yalnızca yapı üretmek anlamına gelmedi. Bulunduğu bölgeye değer katan, yıllar sonra da anlamını koruyan projeler geliştirmeyi hedefledik.
Bugün Aydın Yatırım Grup; konut, ticari alanlar, sanayi yatırımları ve karma projeler geliştiren, geleceği kısa vadeli fırsatlarla değil uzun vadeli vizyonla okuyan bir yatırım grubu olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
* Aydın Yatırım Grup olarak tamamlanan projeleriniz ve devam eden yatırımlarınız hakkında neler söylemek istersiniz?
Bugüne kadar hayata geçirdiğimiz her projeye farklı bir sorumluluk bilinciyle yaklaştık. Çünkü bizim için bir yatırımın değeri yalnızca tamamlandığı gün değil, yıllar sonra ortaya çıkıyor.
Konut tarafında Nish Meram ve Nish Beyond gibi projelerimizle şehir yaşamına yeni standartlar kazandırırken, ticari ve sanayi yatırımlarımızla da üretim ekosistemine katkı sağlayan yapılar geliştirdik. Aydın-Candan Plaza, Aydın Sanayi ve Ticaret Merkezi ile sanayi sitelerimiz bu yaklaşımın önemli örnekleri arasında yer alıyor.
Bugün ise odağımızda çok daha büyük bir vizyon bulunuyor. Inventum, yalnızca bir konut projesi değil; yaşamı, konaklamayı, sosyal hayatı ve hizmet kültürünü aynı ekosistemde buluşturan kapsamlı bir yaşam merkezi olarak geliştiriliyor. Koru Inventum ve Prive Inventum etaplarından oluşan bu proje, ölçeği ve ortaya koyduğu bütüncül yaşam yaklaşımıyla yalnızca Konya için değil, Türkiye gayrimenkul sektörü için de önemli bir referans oluşturma potansiyeline sahip. Her yeni projemizde olduğu gibi burada da amacımız, bugünün ihtiyaçlarının ötesine geçerek geleceğin yaşam standartlarına yön verebilmektir.
* Konya gibi sanayi ve üretim gücüyle öne çıkan bir şehirde böyle bir yaşam projesi geliştirme kararı nasıl şekillendi?
Konya'nın en büyük avantajlarından biri, büyümesini tesadüflere bırakmayan bir şehir olmasıdır. Güçlü üretim altyapısı, girişimcilik kültürü ve istikrarlı ekonomik yapısı, şehri Türkiye'nin en önemli merkezlerinden biri haline getiriyor.
Biz de bu dönüşümü uzun yıllardır yakından gözlemliyoruz. Üretim kapasitesi arttıkça insanların beklentileri de değişiyor. Ekonomik gelişim belirli bir seviyeye ulaştığında, yaşam kalitesi artık bir tercih değil ihtiyaç haline geliyor.
Bu nedenle Konya'da geliştirdiğimiz projeleri yalnızca bugünkü talebe cevap vermek için değil, şehrin gelecekte ulaşacağı yaşam standartlarını öngörerek tasarlıyoruz. Asıl hedefimiz, büyüyen ekonomik gücü nitelikli şehir yaşamıyla destekleyebilmek.
* Konya’nın gelecekteki yatırım potansiyelini nasıl görüyorsunuz?
Konya'nın henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş çok güçlü bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum.
Bugün şehir; sanayi üretimi, ihracat kapasitesi, lojistik avantajları ve nüfus dinamikleri açısından Türkiye'nin en güçlü merkezlerinden biri konumunda. Ancak asıl dikkat çekici olan, önümüzdeki yıllarda göstereceği gelişim ivmesidir.
Özellikle üretim yatırımlarının büyümesiyle birlikte nitelikli konut, ticaret ve yaşam alanlarına duyulan ihtiyaç daha da artacak. Bu nedenle Konya'nın geleceğini yalnızca bir sanayi şehri olarak değil, güçlü bir yatırım ve yaşam merkezi olarak değerlendiriyorum.
* Aydın Yatırım Grup'ta Prive Inventum fikri nasıl doğdu? Projenin çıkış noktasında hangi ihtiyaç ve gözlemler etkili oldu?
Prive Inventum'un temelinde değişen yaşam beklentilerini doğru okuyabilme arzusu yatıyor.
Bugün insanlar yalnızca bir konut satın almak istemiyor; zaman kazandıran, sosyal hayatı destekleyen, çocuklarına güvenli bir çevre sunan ve yaşam kalitesini yükselten projeler arıyor.
Biz de bu değişimi uzun yıllardır gözlemliyoruz. Bu nedenle Prive Inventum'u klasik bir konut projesi olarak değil, bütüncül bir yaşam modeli olarak kurguladık.
Proje; doğayla bütünleşen Koru Inventum ve sosyal yaşamın merkezinde konumlanan Prive Inventum olmak üzere iki farklı yaşam karakterinden oluşuyor. PRIVE CLUB, spor ve wellness alanları, gastronomi deneyimleri, etkinlik alanları ve yaşam hizmetleriyle insanların günlük hayatında ihtiyaç duyduğu birçok unsuru aynı yaşam ekosistemi içerisinde bir araya getiriyor.
Aslında Prive Inventum'un çıkış noktası mimari değil; insanın nasıl yaşamak istediğini anlamaya çalışan bir bakış açısıdır.
* Prive Inventum'un Konya'nın gayrimenkul vizyonuna nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz?
Her şehir belirli dönemlerde kendi referans projelerini üretir. Bu projeler yalnızca fiziksel büyüklükleriyle değil, ortaya koydukları bakış açısıyla öne çıkar.
Prive Inventum'un da Konya için böyle bir rol üstleneceğine inanıyoruz. Çünkü bu proje, klasik konut anlayışının ötesinde daha bütünsel bir perspektif ortaya koyuyor.
Amacımız yalnızca başarılı bir proje geliştirmek değil; şehirdeki proje geliştirme anlayışına yeni bir perspektif kazandırmak ve gelecekte üretilecek yatırımlar için güçlü bir referans oluşturmaktır.
* Sizce bugün Türkiye'de yatırımcı en çok neye güveniyor: marka mı, lokasyon mu, vizyon mu?
Geçmişte bu sorunun cevabı çoğunlukla lokasyondu. Daha sonra marka ön plana çıktı. Bugün ise yatırımcı bunların tamamını birlikte değerlendiriyor.
Artık insanlar yalnızca nereden yatırım yaptıklarına değil, kimle yatırım yaptıklarına ve o yatırımın hangi gelecek hikâyesine sahip olduğuna da bakıyor.
Bu nedenle günümüz yatırımcısının en çok güvendiği şey aslında tutarlılıktır. Güçlü bir marka, doğru lokasyon ve gerçekçi bir vizyon bir araya geldiğinde güven kendiliğinden oluşur.
* Türkiye'de gayrimenkul sektörünün mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gayrimenkul sektörü şu anda önemli bir yeniden yapılanma sürecinden geçiyor.
Artan maliyetler, finansmana erişim koşulları ve değişen tüketici davranışları sektörü daha seçici olmaya zorluyor. Bu durum ilk bakışta zorlayıcı gibi görünse de aslında kaliteyi ve kurumsallaşmayı teşvik eden bir süreçtir.
Önümüzdeki dönemde yalnızca proje geliştirebilen değil, risk yönetimini doğru yapan, yatırımcı güvenini koruyan ve sürdürülebilir büyüme modeli oluşturabilen firmalar öne çıkacaktır.
* Bir projeye başlarken ilk baktığınız kriter nedir?
Bir projeye başlarken ilk baktığımız konu, o yatırımın bulunduğu bölgeye ne katacağıdır.
Elbette lokasyon, ulaşım, nüfus yapısı ve ekonomik veriler son derece önemlidir. Ancak bizim için asıl belirleyici olan, geliştirilecek projenin bölgenin geleceğinde nasıl bir rol üstleneceğidir.
Çünkü gerçek değer, mevcut talebi karşılayan projelerden değil; gelecekte oluşacak talebi öngörebilen yatırımlardan doğar.
* Akıllı bina teknolojileri ve dijital dönüşüm projelerinize nasıl yansıyor?
Teknolojiyi projelerimize sonradan eklenen bir özellik olarak değil, tasarımın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.
Önümüzdeki dönemde binalar yalnızca kullanılan yapılar değil, kullanıcılarını anlayan ve onların ihtiyaçlarına uyum sağlayan sistemlere dönüşecek.
Enerji verimliliği, güvenlik, erişim yönetimi ve yaşam konforu gibi alanlarda dijital çözümler artık tercih değil standart haline geliyor. Biz de geliştirdiğimiz projelerde bu dönüşümün doğal bir parçası olmayı hedefliyoruz.
* Cihad Aydın'ın iş hayatındaki en büyük kırılma noktası neydi?
Sanayi ve ticaret alanında yıllarca edindiğimiz tecrübeyi farklı bir sektöre taşıma kararı aldığımız dönem benim için önemli bir dönüm noktasıydı.
Çünkü gayrimenkul geliştirmek yalnızca yatırım yapmak değil; şehirlerin geleceğine dair sorumluluk üstlenmektir.
2016 yılında inşaat ve gayrimenkul alanına giriş yaparken yalnızca yeni bir sektör seçmedik. Aynı zamanda daha büyük ölçekte değer üretme yolculuğuna çıktık. Bu karar, bugün bulunduğumuz noktaya ulaşmamızdaki en önemli eşiklerden biri oldu.
* Türkiye'de kriz dönemlerinde yatırım yapmak cesaret mi, fırsat mı?
Bence doğru yönetildiğinde ikisi de değildir; stratejidir.
Piyasaların rahat olduğu dönemlerde yatırım yapmak kolaydır. Asıl önemli olan belirsizlik dönemlerinde doğru okumalar yapabilmektir.
Kriz dönemleri birçok kişi için risk anlamına gelirken, uzun vadeli düşünebilen yatırımcılar için yeni fırsatlar da oluşturabilir. Bu nedenle mesele cesaret göstermekten çok, öngörü sahibi olmaktır.
* Türkiye'de yatırım yapmak mı daha zor, yatırımcıyı ikna etmek mi?
Bugün yatırım yapmak için sermaye, bilgi ve fırsat bulunabilir. Ancak güven inşa etmek çok daha zor ve çok daha değerlidir.
Çünkü yatırımcı artık yalnızca anlatılan hikâyeleri dinlemiyor. Verilere, geçmiş performansa ve kurumsal duruşa bakıyor.
Bu nedenle günümüzde en büyük mesele yatırımcıyı ikna etmek değil; ona karar verirken ihtiyaç duyduğu güven ortamını oluşturabilmektir. Güven oluştuğunda ikna süreci zaten doğal olarak tamamlanır.
* Önümüzdeki 10 yılda gayrimenkul sektöründe hangi projelerin öne çıkacağını düşünüyorsunuz? Geleceğin kazananları kimler olacak?
Gayrimenkulde geleceğin kazananları, yalnızca yapı üretenler değil; insanların yaşam beklentilerini doğru okuyabilen projeler olacak.
Bugün yatırımcılar artık sadece lokasyona değil, projenin sunduğu yaşam kalitesine, sosyal altyapısına ve uzun vadeli değer potansiyeline de bakıyor. Bu nedenle karma kullanım projeleri, güçlü sosyal yaşam alanları ve bütüncül yaşam kurgusu sunan yatırımlar ön plana çıkacak.
Bizim bakış açımıza göre gelecekte değer üretecek projeler; bulunduğu bölgeye katkı sağlayan, yaşamı kolaylaştıran ve yıllar sonra da cazibesini koruyabilen projeler olacaktır.