Hande Tözün: “En” arzuları şehir kimliği oluşumuna engel oluyor”
Londra’da düzenlenen International Property Awards 2015-2016 ödül töreninden 2 ödülle dönen Hande Tözün: "Şehirler iyi mimarlar tarafından tasarlanmış binalar ile yenileniyor artık. İşverenler tasarıma çok önem veriyor. Ancak; en farklı, en yeni, en yüksek, en, en, en kaygılarının biraz yumuşatılıp şehrin tasarım kimliğinin de düşünülmesi gerektiği kanısındayım” diye konuştu.
Tözün Mimarlık hakkında bilgi alabilir miyiz?
Hande Tözün: 1996 yılında Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra 11 yıl Çırağan Sarayı Kempinski için tasarımcı olarak çalıştım. 1997 yılında Çırağan Kempinski Otel kısmında başladığım otel renovasyon çalışmalarını 2008’de Çırağan Sarayı iç mekanlarını yeniden tasarlayıp uygulayarak tamamladım. Tasarımcı kimliğimin yanı sarı Kempinski içerisinde edindiğim otel projeciliği tecrübesi ile ofisimi 2007 yılında kurdum ve o günden beri tasarımcı arkadaşlarımla beraber pek çok önemli otel ve konut projesini hayata geçirdik. Mekanlarda, kullanım amaçlarına uygun olarak konforu oluşturan tüm detayları planlamak, fonksiyonel çözümleri estetik bir bütünlük içerisinde tasarlayıp uygulamak yaptığımız işin en basit özetini oluşturuyor. Bir otel misafirini restoran alanında karşılayan kokulardan, bir konut projesinde rahat etmenizi sağlayacak lavabo yüksekliğine kadar yüzlerce detayın planlanması, projenin içeriğine göre dekoratif unsurların istenen özelliklerde ürettirilmesi ve uygulanması bizim işimiz. Genç ve dinamik iç mimar ve mimarlardan oluşan ekibimiz ile birlikte çalışmalarımızı yürütüyoruz.
International Property Awards 2015-2016 ödül töreninden 2 ödülle döndünüz, bunu biraz anlatır mısınız?
Amerika, Avrupa, Afrika, Arabistan ve Birleşik Krallık’tan projelerin değerlendirildiği International Property Awards, dünyanın en saygın ödüllerinden biri. Böyle bir organizasyonda yer almak ve ödülle eve dönmek oldukça keyifli. 2013 yılında The Grand Tarabya Hotel’deki çalışmalarımız ödüle layık görülmüştü. Bu sene ise 2 ayrı daire tasarımı ile 2 yeni ödül aldık. Onaltıdokuz İstanbul’da Katarlı bir aile için tasarladığımız daire Best Interior Design Apartment Turkey, Eskişehir’deki NovaCity konut projesi için hazırladığımız numune daire ise Best Interior Design Show Home Turkey ödüllerini aldı. NovaCity projesi, bir üst kulvara geçerek Avrupa’nın en iyisi ödülü için uluslararası rakipleriyle yarışmaya devam ediyor.
Yer aldığınız projeler hakkında bilgi verir misiniz?
Gerek İstanbul’da gerek Türkiye’de ve yurt dışında prestijli binalar için tasarım yapmış olmak bizi gururlandırıyor. İstanbul’un en önemli simge yapılarından ve gerçek bir Osmanlı Sarayı olan Çırağan Sarayı iç mekanlarını tarihini araştırıp, öğrenerek ve aşkla tasarlamış olmak ben ve ekibim için üzerinden yıllar geçse de hep değerli kalacak en önemli projemizdir. Bizi mutlu eden başka bir konu ise Çırağan Sarayı’nı takip eden işlerimizin de İstanbulluların yaşamlarının bir yerlerinde iz bırakmış, sevgiyle hatırladıkları simge binalar için yaptığımız tasarımlar olmaları. Mimar Kemaleddin'in eseri olan tarihi Harikzedegan Apartmanları ya da diğer bilinen ismiyle Tayyare Apartmanları’nın Crown Plaza Otel olarak yenilenmesi ve The Grand Tarabya Otel renovasyonu imza atmaktan mutlu olduğumuz işlerden. Otel projelerinin yanı sıra lüks villa ve konutlar da tasarladık. Erbil ve Cidde’de farklı işverenler için 2 bin – 2 bin 500 metrekareleri bulan muazzam detaylara sahip ve keyifle tasarladığımız villa projeleri gerçekleştirdik. Onaltıdokuz İstanbul ve NovaCity Eskişehir için incelikli detaylar taşıyan konutlar tasarladık. Otel ve konut projelerimiz üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.
Ülkemizde mimarinin gelişimine dair izlenimleriniz nelerdir?
Yeni projeler, mimari tasarım kaygısını ön planda tutarak hazırlanıyor. Bu neredeyse Türkiye’nin tamamı için geçerli. Mimarinin şehir kimliği için önemi son yıllarda daha fazla anlaşılmaya başlandı ama henüz taşlar yerine oturmuş değil. Şu anda yaşanan sorun, yatırımcıların bireysel olarak en iyi, en farklı, en yeni olma arzusunun şehirlerin karmaşık bir düzene dönüşmesine sebep olması. “En” arzuları şehir kimliği oluşumuna engel oluyor. Hem simge, hem sivil mimarinin şehir kimliği oluşturarak gelişimi sıkıntısı 1800’lerden bu yana maalesef yaşanmakta. Gelecek ile geleneği 200 yıldır birleştirememiş olmamız şehirlerimizin mimari kimlik karmaşası içinde kalmasına sebep oluyor. Ama yeni çağdan, yeni kuşak tasarımcılardan ve tasarıma önem veren kimliğine sahip çıkma arayışında olan işverenlerden çok ümitliyiz. Her şey daha güzel olacak.
Ülke genelinde inşaat sektörünün / mimarinin son 10 yılını nasıl gözlemliyorsunuz?
Son on yıl, inşaat sektöründe çok hızlı geçti. İnanılmaz bir hızla çok sayıda kentsel dönüşüm projesi, otel yatırımı ve destek sektörlerde yapılar hayata geçirildi. Sürat ile teknoloji ve bilgi birikimi de gelişti. Türkiye şu anda kendi coğrafyasında, yapı alanında bilgi ve tecrübe kaynağı en önemli ülke konumuna geldi.
Ulusal ve uluslararası mimarlık yarışmalarını ve ülkemiz mimarlarının bu konudaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ödüllerin/yarışmaların sektöre katkıları nelerdir? Sizin katıldığınız yarışmalar hakkında bilgi verir misiniz?
Yarışmalar her zaman motivasyonu arttıran, tasarım ekiplerinin daha iyisini yapmayı arzulamalarını sağlayan önemli bir mekanizma. Sektörel olarak bakıldığında yarışmaların çağdaş iletişim için de önemli bir araç olduğunu görüyoruz. Yarışmalar, firmaların farklı iletişim ağlarına dâhil olmalarını yeni firmalarla tanışmalarını sağlayan organizasyonlar. Özellikle uluslararası yarışmalar tasarımcıların uluslararası alanda iletişim ağına ulaşmasını, kendini anlatacak fırsat bulmasını sağlıyor. Bizim katıldığımız yarışmalar davet üzerine gerçekleşti. Merkezi Londra'da bulunan International Property Awards organizasyonu, öne çıkan, gelecek vadeden tasarımcıları kendisi belirleyip tamamlamış oldukları işleri yarışmaya göndermeye teşvik ediyor. Uluslararası firmalar tarafından takip edilen konumunda olmak gurur verici. Tasarımlarımızın yerli ve yabancı işler arasında ödüle layık görülmesi de büyük bir mutluluk ve ekibimiz için motivasyon kaynağı.
Son dönemlerde ülkemiz gündeminde olan kentsel dönüşüm çalışmalarını mimari olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu aslında Türkiye’de mimarinin gelişimi sorusunun yanıtının içinde gizli… Şehirler iyi mimarlar tarafından tasarlanmış binalar ile yenileniyor artık. İşverenler tasarıma çok önem veriyor. En farklı, en yeni, en yüksek, en, en, en kaygılarının biraz yumuşatılıp şehrin tasarım kimliğinin de düşünülmesi gerekiyor. Kentsel dönüşümde önemli ve düşünülmesi gereken en önemli konu şehrin yaşam kültürünün korunması. Beni bu konuda maalesef kaygılandıran konu, kentsel dönüşüm ile otoyol kenarlarına yapılan büyük bina bloklarında yaşayan insanlara, sanal bir şehir ortamı oluşturulması ve bu mekanlara çoğunlukla otoyol ile ulaşılması. Bu bizim alışık olduğumuz “mahallem”, “mahallemdeki esnafım”, “benim sokağım”, “benim ağaçlarım”, trenden ya da vapurdan inip yürüyerek insanlarla ayaküstü sohbet ve alışveriş ederek vardığım “evim” kavramını yok ediyor. Hayatlarımızı mekanik araçlara bağımlı, siteden ofise, ofisten AVM’ye sonra otoyollara dökülen bir hale getiriyor, insanları yabancılaştırıyor. Ben çocukluğumun bir kısmının geçtiği İzmir Karşıyaka’da ve hala ailemin yaşadığı Yeşilköy’deki mahalle yaşantısını arıyorum, özlüyorum. Kentsel dönüşüm kötü durumda olan binaları dönüştürmeli, bizim mahalle kurgumuzu dönüştürmemeli diye düşünüyorum.
İnşaat sektörünün ve mimarinin en önemli sorunları sizce nelerdir?
Her ikisinde en önemli sorunu zaman baskısı ve insan kaynağı. İşlerin süratle tasarlanması ve süratle uygulanması bekleniyor. Yapı kalitesi beklentileri de çok yüksek. Bu sebeple çalışacağınız elemanların kalifiye olması gerekiyor. Aynı anda çok fazla proje yapıldığından kalifikasyonu yüksek ekiplerle çalışmak çok kolay olmuyor.
Mimarlık eğitimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mimarlık eğitimi de maalesef okulların çoğalması sebebi ile kalifiye eğitmen kadrosu bulma zorluğu yaşıyor. Yeni açılan üniversitelerin neredeyse tamamında mimarlık ve tasarım bölümleri mevcut. Eğitmen kadroları da muhakkak süratle yetişiyor, ancak eğitim geleneğinin eğitmenler arasında usta çırak ilişkisi ile aktarımı, bilgilerin sindirilerek aktarılması için vakit yok. Sürat yeni yetişen nesillerin mesleği sahada yaşayarak öğrenmeleri durumunu daha da artırıyor.
2015 yılı inşaat ve mimarlık sektörlerinde, gözlemlerinize göre nasıl geçmekte?
2015 seçim ekonomisi ve kur artışları sebebi ile daha stresli bir yıl oldu. Ancak inşaat sektörü hala ekonominin lokomotif sektörlerinden gibi gözüküyor.
Son olarak beklentileriniz ve hedefleriniz nelerdir?
Mesleki olarak beklentimiz inandığımız doğru projelerde yer alarak ve kaliteli imalatlar yaptırarak çalışmaya devam etmek. Bize gelen müşterilerin yaptığımız iyi işlerin referansı ile gelmeye devam etmelerini hedefliyoruz.